Kur'an ve Ahlak

Mehmet Fudayl ERKOÇ
Diyanet İşleri Başkanlığı
Van Eğitim Merkezi Müdürlüğü Öğretmeni

Ahlak, hulktan gelir. “Hulk, insanın nefsinde, fıtraten ya da sonradan kazanılmış olarak, yerleşik olan bir özelliktir.”[1] Bir başka ifade ile huydur. “Huy; insanda rusuh bulmuş, yani yerleşmiş bir melekedir. İnsan nefsinde meydana gelen, sabit ve sakin olan bir melekedir ki, o meleke sebebiyel nefisten fiiller kolayca ortaya çıkar, fikre ve iyice düşünmeye sebep olmaksızın, yani zihni yormaksızın, güçlük çekmeyerek kolaylıkla nefisten fiillerin çıkmasına sebep olur.”[2]

Hulk yani huyun övülen ve güzel olanı da vardır, yerilen ve kötü olanı da vardır. İslam insanı güzel ve övülen huylara çağırıyor, kötü huylardan da nehyediyor.[3] “Eğer insanların huyları, İslam dininin emir ve tavsiye ettiği güzel ve makbul temayüllerden ise ona ‘ahlak-ı hasene’, ‘ahlak-ı hamide’, ‘ahlak-ı fazıla’, ‘ahlak-ı mamduha’ adları verilir. İslam’ın yasaklayıp kötülediği kötü tabiatlara, çirkin huylara, makbul olmayan temayüllerle (eğilimlere) de ‘ahlak-ı seyyie’, ‘ ahlak-ı makduha’ isimleri verilir.”[4]

İnsanın ahlaki seviyesi, davranışlarındaki eserleri kıyaslayarak ölçebiliriz. İnsanın tabiatında yerleşik olan huy iyi ise onun davranışları sonuç itibariyle iyidir; eğer bu huy kötü ise davranışları da kötüdür. Ancak ahlaki davranışın insanın nefsinde yerleşik olan huya/ahlaka delaleti kat’i değil zannidir.

İnsanın nefsinde, benliğinde yerleşik olan her sıfat onun ahlaki yönünü oluşturmaz. Ahlakla ilişkisi olmayan bir takım mizaçlar ve fıtratın gereği bazı özellikler vardır. İnsan fıtri ihtiyaçlarını karşılamasını sağlayan özellikler ile ahlakı birbirinden ayırmak lazım. Acıktığı zaman yemek yemesi, ,bizzat ne övülme ne de yerilme konusu olmaz. Fakat aşırı derecede yemeğe düşkün olması kötü bir huydur ve yerilmeye konu olur. Aynı şekilde tehlikelerden sakınmak için korkmak yerilmeye konu olmaz. Ancak aşırı korkaklık veya gereksiz korkaklık yerilebilir. Cesaret, övgüye değer iken, yersiz kahramanlık yerilmeye değerdir. İnsanın İradi Davranışlarının Çeşitleri:

1. İnsanın, nefsinde yerleşik olan iyi veya kötü ahlakın neticesi olan davranışlar. Cömertlikten dolayı infak etmesi; cimrilikten ötürü harcamaması cesaretten dolayı (hayra) girişmesi; korkaklıktan dolayı kaçması gibi.
2. İnsanın fıtri ihtiyacını karşılaması açısından tutum ve davranışlar. Açlıktan dolayı yemesi, uykusuzluktan dolayı uyuması gibi.
3. İnsanın fikri düşüncesi sonucu olan davranışlar.
4. Ferdi veya ictima’i yönüyle davranışlar. Bunlar bireysel ve toplumsal tercihler sınıfına girer.
5. İlahi ve ilahi olmayan kanunlara itaat neviden davranışlar.
6. Adet türü davranışlar.
7. Toplumu taklid yönüyle davranışlar.

Bu davranışlar, fiziki veya ruhi bir ihtiyacı karşılamayı hedefler. Bunlar ya övmeye veya yerilmeye konu olan “ahlaki” başka bir ifade ile iradi davranışlardır ya da ahlak ile alakası olamayan tabii davranışlardır. Kur’an övülmeye veya yerilmeye konu olan davranışlardan bahseder.

Günümüzde “Ahlak” sözcüğü üç ayrı anlamda kullanılmaktadır.

Birinci anlamda ahlak; “insanlar arası ilişkilerde kişilerin uymaları beklenen taleb edilen davranışlardır. Yapılması-yapılmaması gereken, yasaklanan- yasaklanmayan davranışlardır. Bu durumda ahlak, çeşitli değer yargıları sistemleri olarak karşımıza çıkıyor. Farkı gruplarda farklı olan veya aynı grupta farklı zamanlarda farklı olan çeşitli değer yargı sistemleri olabiliyor.

İkinci anlamda ahlak; belirli bir ahlaktan bağımsız olarak, ahlaklılık anlamındadır. Bu durumda ahlak, “insanın değerinin bilgisi”nden çıkarılan ilkelerin dile getirdiği şeydir. Örneğin, “insanlara, insan olarak eşit muamele yapmak gerekir”, “sözünde durmak gerekir”, “ırk ayırımı yapmamak gerekir”, işkence yapmamak gerekir” vb. ilkeler.

Üçüncü anlamda ahlak; etik anlamındadır. Burada kastedilen etik felsefenin bir dalı olan etiktir. “Etik” başlıklı makale de belirtildiği gibi, ahlak üzerine düşünebilme etkinliğidir.[5]

Neyin değerli neyin değersiz olduğu, hangi türden eylemlerin yapılmasının doğru, hangilerinin yapılmasının yanlış olduğuna ilişkin sorular, filozofların bir türlü sormaktan kendirini alamadıkları sorular olmuştur hep. Aslında hep olandan, yaşanandan yola çıkan filozoflar, bizim günlük yaşamımızda sürekli karşılaştığımız, yaşamımızın hemen hemen her anında yüz yüze geldiğimiz kimi sorunlara, felsefe gözüyle bakmışlarıdır. “Belirli bir durumda neyin yapılması doğrudur?” dan “doğru eylem nedir?” sorusuna “ben nasıl adil bir kişi olurum?” sorusundan “adalet nedir?” “adil kişi kimdir?” sorularına geçerek, bu türden soruları yanıtlamaya çalışmışlardır.

Kur’an bir hayat kitabı olarak insanın hayatta karşılaştığı temel sorunlara çözümler sunar. Zira o “hayatın, reel olanının, bizzat yaşadığımızın değişen safhalarını yönetme kabiliyetine sahip”[6] bir klavuz, kısaca “insanın hayatını anlamlandıran bir kitaptır.”[7]

“Allah peygamberler aracılığı ile yarattığı insanla konuşmuş (vahiy) ve insanlığın fıtrata uygun anlamlandırmalar gerçekleştirebilmesi için rehberler göndermiştir.” [8] Dolayısıyla Kuran fıtratla uyumluluk arzeder.

Kur'an, kendi nüzul maksatlarını gerçekleştirmek için fıtrata münasip bir tarzda insanın akıl, şuur, irade, kalb, vicdan, his vb. insanın hareketleri üzerinde tesirli olan dahili kuvvetlerinin her birine hitap ederek hepsini tatmin eder, hiçbirini ihmal etmez. Yine muhatabına akli ve hissi deliller ve hem de nakli deliller getirerek onun her iki nev'i gözünü; hem baştaki gözlerini hem de kalb gözlerini açmasını temin eder. O, akl-ı selim sahibi, hakikate susamış sade insanları bedahet derecesinde açık delillerle irşad ederken, muarızlarını da kendi hallerine bırakmaz; onları sorgulamak suretiyle foruma çeker; başlarına bedahetler yığını yıkarak bir şey söyleyecek hal bırakmaz. Bunu yaparken, büyük bir sadakatle muarızların iddialarını kaydedip, bunları teker teker cevaplandırır. Böylece, bütün zamanlardaki muhaliflerin iddialarını cevaplayıp, çürüttüğünden onlardan gerçeği arayanları ikna ettiği gibi, inatçıların iç dünyalarını gözler önüne sermek suretiyle onları ibreti alem yapar. Bütün bunlar, aynı zamanda mü'minlerin inançlarını pekiştirmekte, manevi güçlerini katlamakta ve onları doygunluğa ulaştırmaktadır.

Kuran’ın övdüğü ve sakındırdığı ahlaki kavramların içeriklerinin insan tarafından bilindiğinden ve bunların insan fıtratında yerleşik olduğundan, kullandığı ahlaki kavramları tanımlamaz.

Kuran’da insanın yaratıcısına, kendisine ve topluma karşı ahlaki sorumluluğundan bahseder. Bu sorumluluğu yerine getirmesi için insana güç ve irade verilmiştir. Ahlaki bir sorumluluğun ortaya çıkması öncelikle akıl ve hürriyet olması lazımdır. Kuran, insana bunun verildiğinden bahseder. Kuran’da önerilen yüksek ahlaki değerler insana, “insanın hür bir varlık olduğunu iptal ederek insana kendini zorla kabul ettirmeyi”[9] amaçlamaz.

Kuran’da insanın ahlaki davranışının ortaya çıkmasında rol oynayan etkenlerden bahseder. Bu bağlamda insanın davranış özgürlüğü ve sorumluluğu üzerinde durur. İnsan davranışlarının oluşmasında zorunlu bir olumsuz etken olan Şeytan’ın yanı sıra, beşeri-toplumsal çevre de ferdin ahlaki davranışlarının oluşmasında olumlu-olumsuz etki eden bir unsurdur. Toplumun bu etkisinden ötürü Kur’an insana, toplumsal çevrenin ıslah etme ve ahlaki bir topluluğu oluşturma yükümlülüğü yükler. 

Kuran’ın tavsiye ettiği ahlaki ilkeler ve davranışlar, ne bir insanın özel eğilimleri, ne bir toplumun değer yargıları ne de belirli bir dönemin ürünü olan kanaatlerdir.[10] İnsanı bütünüyle kuşatan yaratıcının, insan fıtratıyla uyumlu ahlaki değerlerdir. İnsanın “somut varlık koşullarını” bozma veya ortadan kaldırmayı değil, onu tasdik etmeyi, sürdürmeyi amaçlamaktadır.[11]

Kur’an’da Ahlaki Kaideleri İfade Eden Bazı Ayetler

1. İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey değildir.
“İyiliğin karşılığı ancak iyilik değil midir?” [12]
Fıtri ve umumi bir kaidedir. Bu kaide gerek Allah-insan ilişkisinde, gerekse insan-insan ilişkisinde geçerli olan ahlaki bir kaidedir.

2. Güzel söz söylemek, sözün güzelini söylemek
“İnsanlara güzel söz söyleyin…”[13]
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” [14]
İnsanlar arası diyalogda bütün sözler için geçerli olan bir kaidedir. Gerek uslupta gerek muhtevada…

3. Affetmek ve iyilik yapmak.
“…Affetmeniz, takvâya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın…” [15]
“…Yumuşak ve iyi davran…” [16]
“Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” [17]

4. Toplumsal değişimin iradiliği.
“Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez.”[18]

5. Aldatmamak
“İnsanlardan alırken ölçüp tarttıklarında tam, onlara vermek için ölçüp tarttıklarında ise noksan yapan hilekârlara yazıklar olsun!”[19]

6. Zulmetmemek
Kur’an’da, öncelikle, Allah’a şirk koşmak suretiyle, Allah’a, insanlara ve kendi nefsine zulmetmemeyi bir ilke olarak kabul etmektedir.
“Allah'a şerik koşma, şüphe yok ki, şirk elbette pek büyük bir zulümdür.”[20]
“Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.”[21]
“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler.”[22]

7. Adalet, ihsan ve yakınlarına yardım etmek.
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor”[23]

Dipnot:

[1] Meydani, Ahlak’ul İslamiyye, Daru’l Kalem, s. 7
[2] Akseki, Ahmet Hamdi, Ahkak İlmi ve İslam Ahlakı, s. 14
[3] Meydani, s. 7
[4] Akseki, s. 16
[5] Tepe, Harun, “Bir Felsefe Dalı Olarak Etik”, Doğu Batı Derg., Sayı: 4, 1998, s.10-12
[6] Serinsu, Ahmet Nedim, Kur’an Nedir?, Şule Yay, s. 11
[7] Serinsu, Kur’an Nedir?,s. 19
[8] Serinsu, Kur’an Nedir?,s. 69
[9] Serinsu, Ahmet Nedim, Kimi Örnek Almalı?, Şule yay., s. 25
[10] bkz. Serinsu, A. Nedim, s. 23
[11] bkz. Serinsu, s. 25
[12] Rahman, 55/60
[13] Bakara, 2/83
[14] İsra, 17/53
[15] Bakara, 2/237
[16] Hicr, 15/85
[17] Araf, 7/200
[18] Rad, 13/11
[19] Mutaffifin, 83/1-3
[20] Lokman, 31/13
[21] Yunus, 10/44
[22] Ali İmran, 3/135
[23] Nahl, 16/90