Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Yürütülen Din Hizmetlerinin Sorunları

Değerli hocalarım beş yılı aşkın bir süredir Diyanet İşleri Başkanlığı Van Eğitim Merkezinde bulunmaktayım. Eğitim merkezi olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ da yürütülen din hizmetlerinin ve bu hizmeti yürütenlerin sorunlarını gerek kursiyer arkadaşlarımızın ifadelerine gerek de yaptığımız anketlere dayalı olarak örnek olaylarla aktarmaya çalışacağım. Bu sorunların temel sorunlar yerine tali sorunlar olduğunu ve daha çok kırsal bölgelerde yaşandığını, medreselerde yetişmiş çok değerli fahri imamlarımızı aşağıda eleştireceğim kendisi fahri imam olarak görenlerden ayrı düşündüğümüzü konuşmamım başında ifade etmek istiyorum.

Din hizmeti sunan bireyin temel yeterlikler arasında bulunan alan yeterlikleri, genel kültür yeterlikleri, eğitme öğretme yeterlikleri ve özel yeterlikler konusunda uzman olması sorunların çözümü için yeterli olduğu malumlarınızdır. İmam-hatip kursiyerlerimizin görev mahallerinde yaşadıkları ve bize aktardıkları problemlerden bir demetin keyfiyetini bilgilerinize arz ederim.

SORUN 1) Din hizmeti sunan kişilerde bulunması gerekli olan üç temel özelliğin; alan bilgisi, genel kültür bilgisi ve formasyon yeterliğinin hizmet sunanlarda eksik olduğu görülmektedir. Alan yeterlikleri arasında yer alan Kur’an-ı Kerim’i tecvid kurallarına göre güzel okuma, Kur’an’dan bazı bölümleri ezbere okuma, görevinin gerektirdiği düzeyde Arapça bilme ve diğer konulardaki eksikler, doğru bir din hizmeti sunmanın önündeki engellerden bir kaçıdır.

Ancak şu kadarını ifade edelim ki bölgemiz halkı, İmam-Hatiplerimizin güzel bir sesle Kur’an okunmasından öte onun Arapça bilip bilmediği ile ilgilenmektedir. Köylerimizde bulunan medresede birkaç yılını geçirmiş ve bu nedenle kendisini fahri imam kabul edenler, imamın köye atandığı daha ilk günlerde onu “emsile, bina’dan” sınava tabi tutmakta, başaramayan din görevlisi adeta dinini bilmeyen bir imam gibi telakki edilmektedir. Görebildiğimiz kadarıyla bir süre sonra konuyu başka alanlara taşıyamayan imamımız, fahri imamla Arapça konusunda da yarışamayınca, “evet ben onun kadar dinimi bilmiyorum, çünkü ben Arapça bilmiyorum” endişesine kapılmakta ve birkaç cümle Arapça konuştuğunda olayın hallolabileceğini düşünmeye başlamaktadır. Bu yüzden eğitim merkezlerimizde bizden Arapça konusunda yardım istenmektedir.

SORUN 2) Başkanlığımızca resmî olarak atanan ve din hizmeti sunan İmam-Hatipler, kendilerini fahri imam olarak adlandıranların yanlış yönlendirmeleri ile bölgede kabul sorunu çekmektedirler.

Köylerde uzunca süre görev yapmış olan fahri imamlar yeni atanan İmam-Hatibin köye tayiniyle geçim kaynaklarını kaybedecekleri endişesine kapılmaktadırlar. Bu kapının kapanmaması için de köylüyü yeni atanan görevlimize karşı yanlış yönlendirmektedirler. Örnek olay: Bir imamımıza güneş enerjisinde ısıtılmış sudan alınan abdestin caiz olup olmadığı sorulmuş, evet cevabı üzerine bu imam milleti abdestsiz dolaştıracak şeklinde halka telkinde bulunulmuştur.

SORUN 3) Yeni atanan İmam-Hatip, köylerde ev bulunmadığı, sağlık ve eğitim hizmetlerinin yetersizliği olduğu gibi değişik mazeretleri öne sürerek kısa sürede köyden naklen ayrılmakta, böylece köylü yeniden imamsız kalmaktadır. Dolayısıyla köylü fahri imamların “imamınız ilk fırsatta köyünüzden gidecektir” sözlerini haklı bulmakta ve endişeye kapılmaktadır.

Diyanet İşleri Başkanlığımız özellikle lojmanlar konusunda son yıllarda büyük çaba sarfetmektedir. Ancak sıkıntıların tamamının aşıldığını söylemek mümkün değildir. Cami lojmanı yoksa kirada kalınabilir diye düşünülebilir. Ancak ev yoksa nerede kalınacaktır. Örnek olay: Irak sınırında bir köyde görev yapan arkadaşımız anlatıyor: Hocam siz köy deyince belki farklı bir şey düşünüyorsunuz. Bizim köyde dört büyük ev var, bir de mescit. Ben de muhtarın çocuklarıyla kalıyorum diyor.

Yine başka bir arkadaşımız anlatıyor. Hocam diyor bizim köyde cami lojmanı mazisi üç imam önceye dayanıyor. İlk imam köye atanmış, demişler ki köyde imamın lojmanı yok, hep birlikte ona bir lojman yapalım. Fakir olan halk bir miktar para toplamış evin ancak temeli atılabilmiş, devamı yapılamamış. Köyün önde gelenlerinden biri evi üstlenmiş ve kendisi tamamlamış. İmamın tayini çıkıp o köyden ayrılınca bir müddet köy imamsız kalmış. Evi yaptıran şahıs hem imamlık yapmış hem de eve yerleşmiş. Daha sonra bu duruma kızan bir başka aile ikinci imama yeni bir ev yapmış. Bu imamımızda o evde oturmuş. İmamın ayrılmasının ardından evi yaptıran şahıs oğlunu bu eve taşımış. Üçüncü arkadaşımız bizde kursiyerdi ve teneşirlerin yanındaki odada kaldığını söylüyordu. Hocam burayı da anaokuluna vereceklermiş, bakalım nerede kalırız diyordu.

SORUN 4) Yeni atanan İmam-Hatipler, yöreye yabancı, genç ve tecrübesiz olduklarından, yörede yerleşmiş bulunan mezhep, dil, töre, örf ve adetleri bilmemektedirler.

İmam-Hatip Liselerinde daha çok Hanefi mezhebi ağırlıklı ders gören imamlarımız Şafii mezhebi mensubu köylere gelince adeta her şeye yabancı hale dönüşüyor bir süre sonra da kendilerine olan güvenlerini yitiriyorlar. Cemaatin yönlendirmeleriyle din hizmeti sunmaya çalışıyorlar. İmam hatibin söylediklerine karşılık cemaat, hocam Şafii mezhebinde biz böyle yapmayız deyince bir süre sonra imamımız bu sizde nasıl diye halka sormaya başlıyor.

Örnek olay: Bir arkadaşımız anlatıyor: Teravih namazında camiye gitmiştim. Üçüncü rekatta imam tekbir aldı. Ellerimi kaldırdım. Ancak benden başka kaldıran yoktu. Neredeyse imamın yanıldığını düşünerek onu uyaracaktım. Bütün cemaatin rükuya gittiğini görünce bende rükuya gittim. Sonra doğrulduk. İmamın aldığı tekbirle ben secdeye gittim. Fakat hiç kimse gelmedi. Baktım, kunut yapıyorlar. Kendimi bir anda namaz kılmayı bilmeyen birine benzettim. Ben şimdi bir Şafii köyünde imamım ve çok zorlanıyorum.

Yine bölge halkı Kürtçe konuşmaktadır. Türkçe ifade de zorlandıkları her durumda Kürtçe konuşmaya başlamaktadırlar. Kürtçe bilmeyen imamımız bazen kendisinin dışlandığını ve konuşmaların aleyhinde olduğunu düşünmektedirler.

SORUN 5) Gerek İmam-Hatip Liselerinde gerek Üniversitelerde alınan teori bilgisi yeterince pratiğe taşınamadığı için din hizmeti sunan bireyler sıkıntı çekmektedirler. Örnek olay: Bir arkadaşımız ilk cenaze anısını anlatıyor. Hocam komşu hasta dediler. Bütün gün düşünmeye ve gördüğüme hastayı sormaya başladım. Bu gece büyük ihtimalle ölür, diyorlardı. Ben de bir taraftan Allah korusun, inşallah ölmez diyordum. Çok dua ettim ölmesin diye. Çünkü cenazeye neler yapılır bilmiyordum. Ama duam kabul olmadı.

SORUN 6) Bölgemizde kendilerinin Seyyit oldukları iddia eden kişiler de bazen din hizmeti sunanların önünde sorun oluşturmaktadırlar.

Örnek olay: Bir imamımız anlatıyor: Yeni atandığım köye gittim. Halk köyde bir seydaları olduğu gerekçesiyle beni kabul etmedi. Bende kendimi kabul ettirmek için seyda dedikleri şahsın yanına gittim. Bu şahıs beni görünce; köyde kalmak istersen bizde biraz okumalısın dedi. Bende bir süreliğine tamam dedim. İlk Cuma namazında o hocamız hutbeye çıktı. Bende müezzinlik yapacaktım. Cemaatten biri kolumdan tuttu ve dedi ki: “Ben seydanın öğrencisiyim, müezzinlik bana düşer”. Arkadaşımız hocam işim çok zor diyordu.

SORUN 7) Fahri İmamlar ve Seyda denilen kişiler kendilerini uzun yıllar içerisinde halka alim olarak tanıttıkları için onlara rağmen din hizmeti sunmak mümkün değildir. Bunun yanısıra onlarla birlikte sunulan din hizmetinin de sıkıntıları bulunmaktadır.

Örnek olay: Bir hocamız cenazeyi yıkadıktan sonra kurularken, fahri imamın gelerek sakalsız olan ölüye pamuktan sakal yapmaya kalktığını, ortaya çıkan tartışmayı cenaze sahibinin duyduğunu ve sonuçta imamımıza sen bilmezsin, büyük hoca ne diyorsa öyledir. Hem bir pamuktan ne çıkar. Parasını ben veririm dediğini anlattı.

SORUN 8) Aile hizmetçisi gibi davranan fahri imamlar yanında köyün önderi gibi davranmaya çalışan imam hatipler köyün önde gelen ailelerinin tepkisini almaktadırlar.

Örnek olay: Din hizmeti sunan imamın eksiğini bulamayan halkın sen bizim hiçbir işimize yardım etmiyorsun. Senden önceki hocamız çok iyiydi. Bizim bütün işlerimizi yapardı dedikleri bize ulaşmaktadır.

SORUN 9) Bölge insanının zihnindeki imam portresi belirgindir. Bu imam en az kırk yaşının üzerinde bulunmalı, hiç değilse bıyığı, daha iyisi sakalı olmalı, giyimi şaşadan uzak orta halli bulunmalıdır. Bunun dışında daha bıyığı bile terlememiş imamımız “allame” olsa bölge insanının gözünde henüz imam-hatip olmaya aday değildir.

Örnek olay: Cemaatin yanlışını düzeltmeye çalışan bir imam arkadaşımıza söylenen son söz genellikle “Sen kaç yaşındasın? Ben senin baban yaşında adamım. Ben bilmeyeceğim de sen mi bileceksin” sözü olmaktadır.

SORUN 10) Halkla din hizmeti sunan kişi arasında ortaya çıkabilecek bir uyuşmazlıkta halk köyden gönderilemeyeceği için daha çok din hizmeti sunan personelimiz gönderilmektedir. Bu durumda İmam-hatiplerin motivasyonlarını olumsuz etkilemektedir.

Örnek olay: Bir köy hatırlıyorum. Köyün önde gelen ailesinin imamımıza yaptıkları teklif arkadaşımız tarafından kabul görmeyince olay büyümüştü. Sonuçta imam köyden ayrılmak durumunda kaldı.

SORUN 11) Kpss sınavı ile yapılan atamalarda bazen hatimle teravih namazı kıldırabilen bir hafızımız cemaatsiz bir köye, bazen de çok iyi bir okuyuşa sahip olmayan arkadaşımız büyük bir camiye düşebilmektedir.

Örnek olay: Kursiyerlerimizden hatimle namaz kıldırabilen bir arkadaşımız cemaatsiz bir köye atanmıştı. Hocam köyde “ihlas suresi” ile teravih namazı kıldırdığımda dahi “namaz çok uzun sürdü” diyorlardı. Acaba hatimle kıldırsam ne yaparlar. Ezberlerimi kaybedeceğimden korkuyorum demişti.

SORUN 12) Bölgemizde 18 yaşın altında evlilikler hala bulunmaktadır. Resmi nikah kıyılmadan yapılan evliliklerde imam-hatiplerimiz dini nikah kıymamaktadırlar. Bu durumda nikahları fahri imamlar kıymaktadırlar. Bu durum imam-hatiplerimizi halkın gözünde “nikahımızı dahi kıymayan imam” durumuna düşürmektedir.

SORUN 13) Sınır köylerde yapılan yanlışlıkların ihbarında genellikle din görevlilerinden şüphelenilmekte ve onlar baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

SORUN 14) Bölgemizde birçok hurafe bulunmaktadır. Bunları aşabilmek zor ama tatlı bir uğraştır. Bunlardan bazılarını şöyle özetleyebilirim.

Vefat eden kişinin yıkanması sırasında teneşirden akan su istenmektedir. Nedeni sorulduğunda ise içki içen kişilere içirildiğinde, içkiyi bırakacaklarının kendilerine söylendiği ifade edilmektedir.

Vefat edecek kişilerin bazen tuhaf sayılabilecek vasiyetlerini görebiliyoruz. Örneğin bir imam arkadaşımız kabristanlıkta birkaç kişinin yeni gömülmüş akrabalarının üzerinde bir paket sigara içerek kabre üflediklerini gördüğünü anlattı. Sebebini sorduğunda ise bunun ölen şahsın vasiyeti olduğu kendisine ifade edilmiş.

Yine suyuma muhakkak bakın. Kaynar su kullanarak beni yakmasınlar diye vasiyet edenlere de şahit olan arkadaşlarımız bulunmaktadır.

Yusuf beyden dinlediğim bir anekdotla konuşmamı tamamlamak istiyorum; Yöremizin bir köyünde ölmek üzere olan şahsın ayağına oturulur, kolları çekilir, üzerine yastık konulurmuş. Bunu engellemek isteyen imam hatibe canı kolay çıkmazsa sorumlusu sensin demişler.

Yukarıda sayılan sorunların bölgede yaşanan lokal sorunlardan olduğu konuşmamızın başında ifade edilmişti. Eğitim merkezimizde kursa katılan tüm personelimize, sorunun bulunmadığı bölge ve yer bulunmadığı, sorun varsa o yerde bir öndere, imama ihtiyaç bulunduğu hatırlatılmakta, mesleklerinin öncesinde karşılaşabilecekleri bu türden sorunlara karşı hazırlıklı bulunmaları tavsiye edilmekte ve bunların üstesinden gelme bilgi becerisi verilmektedir.

Beni sabırla dinlediğiniz için siz değerli hocalarıma şükranlarımı arzediyorum.